Metin Çulhaoğlu’nun son röportajı

Sosyalist hareketin önemli isimlerinden ve Türkiye İşçi Partisi Merkez Komitesi Üyesi Metin Çulhaoğlu’nun son röportajı ortaya çıktı.

Çulhaoğlu önceki gün kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetmişti.

2021 Mart ayında Birartıbir’den Can Soyer’e konuşan Çulhaoğlu, Türkiye’nin geleceğine dair yaptığı açıklamada,Şu anda görülebilenler arasında özellikle işaret etmeye çalışacağım yönelim şu: Kendi cumhurbaşkanlığını garanti altına alacak bir yol bulunması kaydıyla parlamenter sisteme geçiş ihtimallerinin tartışılmasına izin vermek, ikincisi de AKP karşısındaki bloku, özellikle de HDP üzerinden yürütülen suni tartışmalarla bölüp zayıflatmak. AKP’nin ve Erdoğan’ın bittiğine, tükendiğine, kaçmaya yer aradığına falan ise inanmıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Devamında ise Çulhaoğlu, “Kuşkusuz, hem belirli bir erozyon yaşıyorlar hem de önümüzdeki seçimlere dair endişe taşıyorlar, ama hâlâ iktidarın oynayabileceği kozların tükenmediğini ve hâlâ belirgin bir “oyun kurma” kapasitesi taşıdığını sanıyorum. Bu oyunlar arasında en güçlü ihtimalin de karşı bloku dağıtıp İyi Parti’yi kendisine yaklaştırmaya çalışmak olduğunu sanıyorum” dedi.

“Olur mu, olmaz mı, onu bilemeyiz, ama en azından deneneceğini söyleyebiliriz. Şimdi denebilir ki, böyle bir kaotik tabloda sosyalist hareketin neye hazırlanması gerekir?” sorusunu soran Metin Çulhaoğlu, “Bana göre yapılabilecek en rasyonel iş sosyalist hareketin devrimci birikiminin ortak bir mücadele zemininde yan yana gelmesi, muhatap olarak da CHP’nin sol unsurları ile tabanını ve HDP’yi seçerek başka bir yolu zorlayacak bir baskı gücü yaratması olur” ifadelerini kullandı.

Metin Çulhaoğlu’nun son röportajından özetle açıklamaları şöyle:

“Türkiye’de geleneksel olarak şöyle bir merkez sağ vardı: Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti ve Adalet Partisi olarak devam eden silsile sağın diğer bölmelerini de az çok bünyesinde toplamayı başarıyordu. İslâmcı bölmeyi daha çok, milliyetçi bölmeyi ise kısmen ya içeren ya da kendi etki alanına çekebilen bir şemsiye gibiydi. Bana göre, 12 Mart, sağın daha radikal ve uç kesimlerinin merkez sağ çatısı altında toplanması çabalarını da imkânsızlaştırmıştır. O günden bu yana da merkez sağın söz ettiğim şemsiye işlevini görebilmesi çok zor olmuştur, genelde de başarısız olmuştur. Bu anlamda, artık merkez sağ dendiğinde katıksız liberal doktrinlerden ötesini görebileceğimize inanmıyorum. Bunların ötesinde, 19 yıllık AKP iktidarı ile birlikte dinci faşizmin saldırgan ve radikal bir kimlik olarak kalıcı bir yer edindiğini düşünüyorum. İlla bir sayı vermemi isterseniz, bu dinci faşist akımın da yüzde 10-15 civarında bir oy tabanına sahip olduğunu sanıyorum. Sonuç olarak, geçmişteki örneklere benzetebileceğimiz bir merkez sağın artık imkânsız olduğunu ya da merkezin dinci faşist akıma doğru kaydığını söyleyebilirim.

Bu üçlünün karşısındaki üçlüye bakalım bir de: Merkez sağ, faşist hareket, İslâmcı hareket. Bunlar kâh aynı partide buluşuyorlar, kâh ayrışıyorlar, ama genellikle aynı cephede müttefik oluyorlar. Türkiye sağının bu üçlüsünü geçmişe kıyasla nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de AKP ile özdeşleşen özgün bir faşist akımın da toplumsal ölçekte temayüz ettiğini söylüyorsunuz yazılarınızda…

Türkiye’de geleneksel olarak şöyle bir merkez sağ vardı: Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti ve Adalet Partisi olarak devam eden silsile sağın diğer bölmelerini de az çok bünyesinde toplamayı başarıyordu. İslâmcı bölmeyi daha çok, milliyetçi bölmeyi ise kısmen ya içeren ya da kendi etki alanına çekebilen bir şemsiye gibiydi. Bana göre, 12 Mart, sağın daha radikal ve uç kesimlerinin merkez sağ çatısı altında toplanması çabalarını da imkânsızlaştırmıştır. O günden bu yana da merkez sağın söz ettiğim şemsiye işlevini görebilmesi çok zor olmuştur, genelde de başarısız olmuştur. Bu anlamda, artık merkez sağ dendiğinde katıksız liberal doktrinlerden ötesini görebileceğimize inanmıyorum. Bunların ötesinde, 19 yıllık AKP iktidarı ile birlikte dinci faşizmin saldırgan ve radikal bir kimlik olarak kalıcı bir yer edindiğini düşünüyorum. İlla bir sayı vermemi isterseniz, bu dinci faşist akımın da yüzde 10-15 civarında bir oy tabanına sahip olduğunu sanıyorum. Sonuç olarak, geçmişteki örneklere benzetebileceğimiz bir merkez sağın artık imkânsız olduğunu ya da merkezin dinci faşist akıma doğru kaydığını söyleyebilirim.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*